Haber Detayı
16 Ağustos 2020 - Pazar 15:28 Bu haber 1173 kez okundu
 
Albayrak; 'insanlarımız beton yığınları altında kalacak'
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Albayrak, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden 21 yıl sonra yapı güvenliği anlamında hiçbir şeyin değişmediğini vurguladı.
Yaşam Haberi
Albayrak; 'insanlarımız beton yığınları altında kalacak'

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Albayrak, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden 21 yıl sonra yapı güvenliği anlamında hiçbir şeyin değişmediğini vurgulayarak, “Sistem olarak bugünkü anlayışımızın devam etmesi durumunda insanlarımız beton yığınları altında kalacak, çok önemli olmasına rağmen “yara sarma anlayışı” ortaya çıkacak olan acıları hiçbir zaman dindiremeyecektir. Esas hedef insanlarımızın enkaz altında kalmasını önlemek olmalıdır” dedi.

 

İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 21’nci yıl dönümünü anmak, bu sürede yapı güvenliği ve depreme hazırlık anlamından nelerin değişip nelerin değişmediğini aktarmak için basın toplantısı düzenledi. BAOB Yerleşkesi’nde bulunan İMO Bursa Şubesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen toplantıda İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu adına Şube Başkanı Mehmet Albayrak açıklama yaptı.

 

Yönetim Kurulu üyeleri ve basın mensuplarının katıldığı toplantıda Başkan Albayrak şu değerlendirmelerde bulundu:

“17 Ağustos 1999 Gölcük ve daha sonra yaşadığımız diğer depremler de ortaya çıkan her acının yükünü omuzlarımızda, acısını ise kalbimiz de taşıyoruz. Üzülerek dile getiriyoruz ki üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen, her an deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkemizde, kısa süreli ve acil olan bazı önlemlerin bile alınmadığı, para uğruna var olan risklere yeni risklerin eklendiği görülmektedir. Dolayısıyla deprem güvenliği bakımından 1999 yılından daha iyi durumda değiliz. Birçok kentimizin "1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planı" yoktur. Olsa bile bu planlar günübirlik kararlarla bozulmakta, yapılmaması gereken yerlere uygun olmayan, kent yaşamını sıkıntıya sokacak yapılar yapılmaktadır. Kentimiz açısından da durum farklı değildir. Yoğun bir şekilde göç alan ve hızla büyüyen kentimizin 1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planı sürekli olarak değiştirilmekte olup planlama konusunda bir türlü istikrarı yakalayamamaktayız. Bu yetmezmiş gibi yerel yönetimlerin uygun görmediği kararları çoğu kez merkezi yönetim olumlu bularak karar vermekte ve giderek kentlerin plan bütünlüğü bozulmaktadır. Oysa artık herkes biliyor ve ifade ediyor ki; deprem afetine karşı hazırlığın birinci, ikinci, üçüncü velhasıl bütün aşamaları doğru planlamadan ve kararlı uygulamalardan geçiyor.”

 

Bursa’daki deprem tehlikesi altında bulunan gerek konut nitelikli yapıların, gerekse kamu yapıları ve endüstri tesislerinin büyük oranda deprem güvenliklerinin bulunmadığının altını çizen Albayrak, özellikle 1999 yılından önce üretilmiş olan yapıların halen varlıklarını sürdürdüklerini kaydetti.

 

“MÜHENDİS VE MİMARLARIN YOK SAYILDIĞI BİR ÜLKE DE "GÜVENLİ YAPI ÜRETİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL”

 

Bu yapıların 21 yılda yıkılıp yeniden yapılmaları veya önemlice bir kısmının güçlendirilmiş olması gerektiğine dikkat çeken Albayrak, İmar Barışı ile bu yapıların mal sahibinin beyanı esas alınarak affedildiğini vurguladı.

           

“Hiçbir mühendislik hizmeti almayan ve bu kanun kapsamında mühendislik hizmeti alması talep bile edilmeyen yapılar, herhangi bir kontrol mekanizması olmaksızın, kuralsızca sadece mal sahibinin beyanı ile kayıt altına alınarak yasal statü kazandı” diyen Başkan Albayrak, “Açıkçası mühendis ve mimarların yok sayıldığı bir ülke de "güvenli yapı üretilmesi mümkün değildir. Zira Mühendisin varlığı, bilgisi, uzmanlığı parayla ölçülemez. Mühendislik hizmeti almadan kaçak olarak üretilmiş yapıların süresiz olarak yasal hale getirilmiş olması, devletin sorumluluğunda olması gereken  “can ve mal güvenliği” bir kenara atılmıştır. Ayrıca getirilmiş olan İmar Barışı ile 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun işlevsiz bir hale gelmiştir. Oysa var olan yapı stokunun ve yeni yapılacak olan yapıların depreme karşı güvenli olmaları gerekir. Temel hedef yara sarmak değil, insanlarımızı yıkılacak yapıların altında bırakmamak olmalıdır. Yıkılan yapıların altında kalan insanlara ulaşarak onları kurtarmanın kolay olmadığını, hatta mümkün olmadığını unutmamak gerekir” dedi.

 

“HER YIL YAPTIĞIMIZ UYARILARA RAĞMEN DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK”

 

İMO Bursa Şube Başkanı Albayrak, her yıl 17 Ağustos’un ardından yapılmayanlarla ilgili açıklama yaptıklarını, yetkilileri uyardıklarını ve hala bir şeyin değişmediğini hatırlatarak, beş yıl önce yaptıkları uyarıyı şöyle aktardı:

“Elbette, deprem bir doğa olayıdır. Bir doğa olayının afete dönüşmesi insan kaynaklı eksiklikler ve hatalar zincirinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde 6 ve üzeri büyüklükteki her deprem önemli ölçüde can ve mal kayıplarına neden oluyor. Sorun; bir doğa olayı olan depremin kendisinde değil, depreme dayanıklı yapı üretilmemiş olmasında yatmaktadır. Gerekli önlemleri almamaktan ya da denetimsizlikten kaynaklanan olumsuzlukları “kader” olarak değerlendirmek doğru değildir. Bunun yerine mühendislik bilimine uygun hareket edilmeli, yapı üretim süreci bilime ve bilgiye dayalı olarak yönetilmelidir.”

 

“BURSA’NIN HALA DEPREM MASTER PLANI YOK”

 

Başkanı Albayrak, Bursa’nın depreme ne kadar hazırlıksız olduğunu ise şu sözlerle anlattı:

“Kentimizin henüz bir Deprem Master Planı yapılamamıştır. Hal böyle olunca da “Parsel bazında verilen emsal artışları ile dönüşüm adı altında Yık-Yap anlayışı ile yapılan binalar”, "Riskli Alan" ve "Riskli Yapı" belirlenmesindeki adaletsizlik, keyfilik ve hukuksuzluk hak kayıplarına yol açmıştır. Kentimizde bu durumda olan ve çözüm bekleyen yüze yakın proje hukuksal eksiklikleri sebebiyle yargı engeline takılmış ve hala çözüm beklemektedir.

Yani kısaca depreme karşı yapı stokunu güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, bugün yeni sorunların kaynağı haline gelmiştir. Çoğu kez insanlar müteahhitlerin insafına bırakılmıştır. Bütünlüklü bir planlama yerine parçacı bir anlayışla yapılar yıkılıp yeniden yapılmakta, kentlerin teknik ve sosyal altyapı sorunları daha da artmaktadır. Bu durum kentlerimizi yeni afetlere açık hale getirmektedir. Bugünkü kentsel dönüşüm yasası ve var olan mevzuatlar; kentsel dönüşüm uygulamaları için temel beklenti olan sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede, güvenli yapılarda oturmak anlayışını karşılamamaktır. Ve acil olarak revize edilmelidir. Kentsel dönüşüm, sosyal adalet, gelişim, bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi ile birlikte kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınarak yapılmak zorundadır. Parsel bazında yapılan plan değişiklikleri yerine ada bazında plan değişikliğine geçiş de planlama açısından sıkıntılar yaratacaktır. Doğru kentsel dönüşüm planlaması yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bütüncül bir planlamadan geçiyor.”

 

“DURMADAN FAYLARI VE DEPREMİ KONUŞMAK İNSANLARI DEPREMİN YIKICI ETKİSİNDEN KORUMAZ”

 

Deprem afetinden korunmanın tek yolunun güvenli yapılan olduğunu belirten Albayrak, şunları söyledi:

“Artık ülkemizde bilinmeyen bir fay hattı yoktur. Bu faylar zamana bağlı olarak sürekli enerji biriktiriyorlar ve biriktirdikleri enerjilerini bir gün mutlaka açığa çıkaracaklar.

Çözüm bekleyen en büyük problem; açığa çıkan enerjinin yaratacağı depreme karşı dayanıklı yapı üretilmesinin koşullarını yaratmaktır. Durmadan fayları ve depremi konuşmak insanları depremin yıkıcı etkisinden korumaz. Korumuyor. Bu sebeple geniş bir seferberliğe, geniş bir işbirliğine ihtiyaç vardır. Konu kesinlikle bir Milli Güvenlik Sorunu olarak ele alınmalıdır. Sistem olarak bugünkü anlayışımızın devam etmesi durumunda insanlarımız beton yığınları altında kalacak, çok önemli olmasına rağmen “yara sarma anlayışı” ortaya çıkacak olan acıları hiçbir zaman dindiremeyecektir. Esas hedef insanlarımızın enkaz altında kalmasını önlemek olmalıdır.”

 

DEPREMİN YIKICI ETKİSİNDEN KORUNMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

 

Başkan Albayrak, depremin yıkıcı etkisinden korunmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

 

1. 1938 yılından kalma 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasanın değiştirilmesi ve meslek alanımızla ilgili olarak bir “Meslek Yasasının” çıkarılması zorunludur.

 

2. Afet anı ve sonrasına odaklanmaktan daha çok afet öncesine odaklanmak gerekiyor. Tüm ülke toprakları inşaat sektörünün bir arazisi olarak görülmemeli, bilimsel bilgi ve kent planlaması kapsamında ve ihtiyaç temelli yapılar yapılmalıdır.

 

3. İmar barışı nedeniyle kaçak ve mühendislik hizmeti almayan veya eksik alan yapılar Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerinin arşivinde toplanmış bulunuyor. Öncelikle kaçak olarak yapılan veya ruhsatlı olup da üzerine yeni kaçak katlar yapılan yapıların yaşanacak bir depremde ayakta kalma şansları yoktur. Bu yapılar öncelikli olarak dönüştürülmeli ve deprem afetine dayanıklı hale getirilmelidirler.

 

4. Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. Depremle ilgili olarak yapı denetimine ayrı bir vurgu yapmak gerekir. Çünkü yapı denetimi güvenli yapıların üretilmesini sağlayacak ve gelecekte aynı sorunların ortaya çıkmasını önlemenin güvencesidir. Mesleki ve ahlaki yetkinliği dikkate alan ve meslek Odaları tarafından belgelendirilen Mühendis ve Mimarların "Özne olduğu" bir Yapı Denetim Sisteminin kurulması zorunludur. Açıkçası planlama ve tasarım aşamasından yapının kullanım aşamasına kadar geçen tüm süreçler, mesleki ve etik yeterliliğe sahip mühendisler tarafından yönetilmeli ve denetlenmelidir.

 

5. Yapı üretim sürecinin önemli bir parçası olması gereken "Şantiye Şefliği" konusu çözümün değil, sorunun bir parçası olmuştur. Farklı meslek disiplinleri ve uzmanlık alanları dikkate alınmadan şantiye şeflerinin görevlendirilmesi, bilime ve bilgiye aykırıdır. Ayrıca bir şantiye şefinin 30.000 metrekareye kadar 5 inşaatın şantiye şefliğini yapmış olması da doğru değildir. Şantiye şefliği inşaatın her aşamasından sorumlu olması gereken önemli bir mesleki faaliyettir. 5 ayrı işin şantiye şefliğini bir mühendisin yapma şansı yoktur.

 

6. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusu sorun olmayı sürdürüyor. İş kazaları ve ölümlü iş kazaları sıralamasında dünyada ön sıralardayız. Yapıyı tanımayan fakat işçi sağlığı ve İş güvenliği uzmanlık belgesine sahip olan insanların yapı alanında işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olarak çalışmaları kabul edilemez.

 

7. Kentimizde ne yazık ki kentsel dönüşümle ilgili ciddi manada adım atılamadı. Her platformda defalarca dile getirmemize rağmen kentimizdeki yapı stokumuzu mercek altına alarak olası bir depremde Bursa’nın deprem risklerini ortaya koyacak, yapılacak kentsel dönüşüm çalışmaları için öncelikli bölgelerin tespit edilmesini sağlayacak, yapı stokumuzun durumunu ortaya koyacak envanter çalışmaları dahi yapılamamıştır. Bursa’nın dinamiklerini de sürece dahil ederek Kentsel Dönüşüm Master planı ve Deprem Master planı hazırlanmalı, mevcut olan Ulaştırma Master Planı da dikkate alınarak bütünleşik olarak 1/100 000’lik İl Çevre Düzeni Planı vakit kaybedilmeden revize edilmelidir.

 

Albayrak, İnşaat Mühendisleri Odası’nın, yapı üretim süreci tüm eksiklerinden arındırılıncaya kadar, yapı stoku iyileştirilinceye, güvenli ve sağlıklı yapı üretilinceye ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiş tek bir yapı kalmayıncaya kadar çalışmalarını sürdüreceğini sözlerine ekledi.

Kaynak: Editör:
Etiketler: İMO, 17 Ağustos, Mehmet Albayrak, İnşaat Mühendisi, Bursa, deprem, beton,
Yorumlar
Haber Yazılımı